Alaçatı’da Bir İnsan, Bir Emek ve
Vefa Hikâyesi
Mehmet Hilmi Güner, Alaçatı’da sessiz ama derin iz bırakan insanlardandır. Alaçatı’nın
köklü ve geniş ailelerinden birinin mensubu olan Mehmet Güner, hayatının
tamamını bu topraklarda, bu dar sokakların sabrında ve bu rüzgârın
öğreticiliğinde geçirmiştir. Onun hayatı, bireysel bir başarı öyküsünden çok
daha fazlasıdır; Alaçatı’nın yakın tarihine düşülmüş, mütevazı ama kalıcı bir
nottur.
1978 yılında Altın Yunus’ta çalışmaya
başladığında, yaptığı işi hiçbir zaman yalnızca geçim kaynağı olarak görmedi.
İş, onun için bir ahlak meselesiydi. Askerlik görevinden döndükten sonra,
1982–1984 yılları arasında Alaçatı’da kurduğu radyo ise bu kasabanın ortak
hafızasına dönüşen bir sestir. O yıllarda Alaçatı’da müzik, tek bir merkezden
yayılırdı. Akşamüstleri dükkân kapılarından, ev pencerelerinden yükselen o ses;
yalnızlığı azaltır, insanları birbirine yaklaştırırdı. O radyo, sadece şarkılar
çalmazdı; birlikte yaşamanın ritmini tutardı.
Mehmet Güner, teknik konularda usta olmanın ötesinde bir sanatkârdı. Elektrik, radyo ve televizyon tamirciliğinde gösterdiği özen, aslında hayata bakışının bir yansımasıydı. Çünkü o, yaptığı her işte “en hızlıyı değil, “en doğruyu arardı. Emeğin kutsallığına inanır, yarım bırakılan işin insan ruhunda da bir eksiklik yarattığını bilirdi.
Altın Yunus’taki çalışma hayatı boyunca işine
duyduğu sadakat, onu önce metrdotel, ardından yiyecek,içecek müdürlüğüne
taşıdı. Çalıştığı yeri kendi evi gibi sahiplenir, zarar görmemesi için kendi
zararını göze alırdı. 6 Mayıs 2002’de emekli olduğunda, geride sadece uzun bir
mesai hayatı değil; güven, saygı ve vefa ile örülmüş bir emek mirası bıraktı.
Emeklilik onun için bir durak değil, başka bir
yoldu. Babasından kalan evi, doğaya ve Alaçatı’nın ruhuna sadık kalarak bir
otele dönüştürdü. Oteline verdiği isim bile onun dünya ile kurduğu ilişkiyi
anlatıyordu: “Çiprika”. Bugün hâlâ aynı özen, aynı huzur ve aynı içtenlikle
misafirlerini ağırlamaya devam ediyor.
Ama Mehmet Güner’i asıl anlatan, yaptığı işler ya
da aldığı unvanlar değildir. Onu anlatan; kimsenin kalbini kırmamaya gösterdiği
hassasiyet, komşularına duyduğu saygı, sokakta karşılaştığı her insana eksiksiz
verdiği selamdır. Çünkü o bilir: Bir kasabayı ayakta tutan şey binalar değil,
insanlar arasındaki görünmez bağlardır.
Belki de bu yüzden, Mehmet Güner’in hayatı bize
şunu fısıldar: Büyük hayatlar, her zaman büyük şehirlerde yaşanmaz. Bazen bir
kasabada, bir radyonun sesinde,
bir selamın içtenliğinde büyür insan. Sen çok yaşa Mehmet arkadaşım. Sağlıklı
ömürler diliyorum…

Yorumlar
Yorum Gönder