Ana içeriğe atla

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN GÖLGESİ

 

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN GÖLGESİ

Bir kasabanın ruhu, yalnızca taşında toprağında değil; gölgesinde, selamında ve sessizliğinde saklıdır. Alaçatı, eskiden bakirdi. Yavaş ve insancıldı.

Pazar kurulan ana caddede, ki o caddenin adı şehitler caddesiydi. Rumlardan kalma dut ağaçları sıralanırdı. O dut ağaçlarının altında akşamüstleri yürüyen insanlar vardı: Öğretmenler, nahiye müdürü, jandarma komutanı ve kasabanın saygın simaları… Herkes birbirini tanır, herkes birbirine selam verirdi. Öğrenciler öğretmenlerini gördüğünde saygıyla başını eğerdi; bu, yazılı olmayan ama herkesin bildiği bir terbiyeydi.

Cumhuriyet Meydanı’na varılır, belediye kahvesinde dut ve biber ağaçlarının gölgesine oturulurdu. Serin rüzgâr çayın buharına karışır, sohbetler ağır ağır akar, kimse acele etmezdi. Alaçatı, insanın insana değdiği bir yerdi.

Bugün ise “gelişme” adı altında her taraf betonla çevrildi. Evler yükseldi ama gölgeler kayboldu. Kahvehaneler kapandı; yerlerini barlar, restoranlar aldı. Alaçatı’nın emeklileri, yaşlı amcaları, teyzeleri artık oturacak bir bank, dinlenecek bir köşe bulamaz oldu. Bir çay içip sohbet edebilecekleri mekânlar ya yok oldu ya da fiyatlarıyla onları dışarıda bıraktı.

Oysa bu kasabanın sahipleri yalnızca turistler değil. Burada yaşayanlar, yaşlananlar, emek verenler de var. Çeşme ve Dalyan’daki üniversitelerde okuyan gençler de Alaçatı’yı görmek istiyor. Ceplerinde para olmayabilir; ama kütüphaneden aldıkları kitabı okuyabilecekleri, kimsenin rahatsız etmediği bir park, bir sandalye, bir ağaç gölgesi arıyorlar. Ne yazık ki onu da bulamıyorlar.

Belediyeler çocuk parkları yapıyor, elbette bu kıymetlidir. Ama bir kentin vicdanı, yalnızca çocuklara değil; yaşlılara, öğrencilere ve yoksun bırakılanlara da bakabildiği ölçüde gelişir. Yaşlıların sessizce oturabileceği, öğrencilerin kitabını açabileceği, uygun fiyatlı çay-kahve içilebilecek kamusal alanlar düşünülmek zorunda değil midir?

Bir kent, sadece tüketilen bir vitrin olmamalı. Yaşanan bir yer olmalı. Alaçatı, rüzgârıyla, ağacıyla, insanıyla bir bütündü. Bugün yeniden sorulması gereken soru şudur:
Bu kasabada yaşayanlar, hâlâ kendilerine ait bir gölge bulabiliyor mu?

Çeşme Belediyesi ve değerli yöneticilere çağrımdır: Alaçatı’yı yalnızca turizmin değil, insanlığın da merkezi olarak düşünmek zorundayız. Bankları, parkları, sessiz alanları yeniden planlamak; yaşlıya, gence, öğrenciye yer açmak bu kente bir lütuf değil, bir sorumluluktur.

Çünkü kentler, betonla değil; insana verdikleri değerle yaşar.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...