Ana içeriğe atla

Alaçatı’nın Gönül Ustaları

 

Alaçatı’nın Gönül Ustaları


Bazı insanlar vardır; yaşadıkları yere yalnızca ayak basmaz, oraya ruhlarını da bırakırlar. Onlar bir kasabada yaşamaz, o kasabanın hafızası hâline gelirler. Alaçatı’nın geçmişini düşününce, bu hafızanın en sıcak köşelerinden birinde Tevfik Çakır durur.

Tevfik Çakır, Alaçatı’nın zamanının en yakışıklı delikanlılarından biriydi. Ailesi tütün işleriyle uğraşırdı. O yıllarda tütün yalnızca bir geçim yolu değil; sabrı, emeği ve paylaşmayı öğreten bir hayat biçimiydi. Evlerin önünde dizilen tütünler, edilen sohbetler ve söylenen şarkılar, bugünün aceleci dünyasında neredeyse kaybolmuş bir insani ritmi temsil ederdi.

Annesi Fatma abla, tütün dizerken söylediği şarkılarla bu ritmin sesi olurdu. Güzel bir sesi vardı; fakat asıl güzellik, o sesin taşıdığı içtenlikti. İnsan onu dinlerken hayatın yükünün hafiflediğini hissederdi. Belki de sanat dediğimiz şey tam olarak buydu: Gündelik hayatın içinden süzülen bir teselli.

Bu evde büyüyen çocuklar da bu iklimden nasibini aldı. Kızı Gülşen, annesinin şarkılarından ilham alarak Türk Sanat Müziği sanatçısı oldu. Sesi radyolardan yayıldı, bilmediği evlerin içine misafir oldu. Kardeşi Hayriye abla ise annesiyle birlikte hem çalıştı hem şarkı söyledi. Bu ailede emekle sanat, alın teriyle estetik yan yana yürürdü. En önemlisi de aralarındaki sevgi ve saygıydı; açık fikirli, demokrat ve insanı merkeze alan bir duruşları vardı.

Tevfik abi ise esprisiyle, muhabbetiyle çevresindekilerin gönlünü kazanan bir insandı. Ben bir dönem terzi çırağıyken, aramızdaki yaş farkına rağmen bana her zaman bir ağabey gibi yaklaştı. Büyükannemle sohbet ederken terzilikle ilgili anlattıklarımı ertesi gün dükkâna gelip tatlı tatlı ti’ye alırdı. O şakalar, insanın varlığının fark edildiğini hissettiren küçük ama kıymetli dokunuşlardı.

Zaman değişti, tütün işleri bitti. Hayat başka yönlere aktı. Tevfik abinin ağabeyi Erdoğan abi uzun yıllar inşaat ustalığı yaptı; Erdoğan abisiyle birlikte çalıştılar. Emek, dostluk ve muhabbet, mesleklerin ve yılların ötesinde bir bağ kurdu aralarında.

Sonra hayat, herkes gibi Tevfik abiyi de sınadı. Önce eşini, ardından kızını kaybetti. Acı, insanın içini sessizce oyar. Kimi insan bu oyukta kaybolur, kimi ise oradan yeni bir anlam çıkarır. Tevfik abi, acıya rağmen hayata tutunmayı seçenlerdendi.

Oğlu Ersen’le birlikte evinin bahçesinde bir restoran açtılar. Burası yalnızca yemek yenilen bir mekân değil; emeğin, direncin ve yeniden ayağa kalkmanın sembolü oldu. Ersen’in mesleki birikimiyle büyüyen bu yer, zamanla dünyanın dikkatini çekti. Ama benim için asıl değeri, hâlâ bir çayın, bir kahvenin etrafında kurulan samimi sohbetlerdir.

Bugün Tevfik abi hâlâ çalışıyor. Hâlâ dükkânının önünden geçenleri çağırıyor, hâlâ muhabbetiyle insanın içini ısıtıyor. Çünkü bazı insanlar emekli olmaz; onlar yaşadıkları yere kök salar.

Tevfik abi, sen çok yaşa. O güzel yüreğinle, o derin sohbetlerinle Alaçatı’nın sana hâlâ ihtiyacı var.

Kalın sağlıcakla.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...