Ana içeriğe atla

Alaçatı’nın İbroş Abisi

 

Alaçatı’nın İbroş Abisi

Bazı insanlar vardır; isimleri nüfus kâğıdında yazar ama gerçek adlarını hayat verir. İbrahim Tuncel de onlardan biridir. Alaçatı’da onu kimse İbrahim Tuncel diye çağırmaz. O, çocukluğundan bugüne herkesin dilinde “İbroş”tur. Bu, bir lakaptan çok daha fazlasıdır; aidiyetin, tanışıklığın, güvenin kısaltılmış hâlidir.

İbroş Abi’nin hikâyesi, 1918 yılında Arnavutluk’tan göçle başlar. Ataları, umutlarını bohçalarına sarıp Alaçatı’ya yerleşir. Toprak onları kabul eder; onlar da toprağı. Ve yıllar sonra, bu toprakların bağrında İbroş abi dünyaya gelir. Bugün 84 yaşında… Ama yaşı, takvimle değil; sürdüğü tarlalarla, diktiği ağaçlarla, emekle ölçülür.

Gençliğinden itibaren hayatını tarıma adamıştır. Tütün ekmiştir, anason ekmiştir. Domatesten soğana, zerzevatın her çeşidi onun elinden geçmiştir. Toprakla konuşmayı bilenler vardır. Ne zaman su ister, ne zaman dinlenmek ister? Anlarlar. İbroş abi de onlardandır. Tarlalarının bir köşesine zeytin, bir köşesine meyve ağacı dikerken aslında geleceğe notlar düşmüştür. “Ben giderim,” demiştir belki içinden, “ama bunlar kalır.”

Öyle zamanlar olmuştur ki tarlayı beygirlerle sürmüştür. Demirin toprağa değdiği, insanın gücünü hayvana, hayvanın sabrını insana emanet ettiği yıllar… Haftada bir gün caminin etrafındaki pazar yerinde kendi yetiştirdiği ürünleri satar; kazandığı parayı cebinde değil, yine toprakta saklardı. Çünkü o, paraya değil; toprağa güvenirdi. Toprağın kimseyi yarı yolda bırakmadığını bilirdi.

İbroş abinin hayatı sadece üretmekten ibaret değildir; paylaşmak da bu hayatın temel direğidir. Aile bağları güçlüdür. Misafirlikler eksik olmaz, sofralar kalabalık olurdu. Sohbetler tarımdan sağlığa, hayattan insan olmaya uzanırdı. Çünkü o bilir ki toprakla uğraşan insan, zamanı da sabrı da öğrenir.

İki kızı ve bir oğlu vardır. Kızları evlenmiş, oğlu da evli olup onunla birlikte çalışmış, omuz omuza emek vermiştir. Birlikte üretmiş, birlikte kazanmışlardır. Zaman değişmiş, Alaçatı başka bir yüze bürünmüştür. İbroş Abi de bu değişime sırtını dönmemiş; iki evini birleştirerek güzel bir otel yapmıştır. Bugün bu oteli oğlu, ailesiyle birlikte, büyük bir özen ve keyifle işletmektedir. Bu, emeğin kuşaktan kuşağa sessizce devredilmesidir.

Hayatı boyunca ağzına bir damla dahi alkol ve sigara almamış, bedenini ve ruhunu yormamıştır. Sağlıklıdır, güçlüdür. Belki de bunun sırrı, sabah toprağa basarak uyanmakta; akşam alnındaki terle günü kapatmaktadır. Çünkü bazı ömürler vardır, doğaya karşı değil; doğayla birlikte yaşanır.

İbroş abi, Alaçatı’nın yaşayan hafızalarından biridir. Onun ellerinde toprağın çizgileri, yüzünde emeğin izi vardır. O, bize şunu hatırlatır: “İnsan ne kadar sahip olduğuyla değil, neye sadık kaldığıyla yaşlanır.”

Sağlıkla, huzurla geçecek nice yılların olsun İbroş abi… Toprak seni tanıyor, biz de…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...