Ana içeriğe atla

Bir Şehrin Hafızası: Halit Ziya Uşaklıgil’in İzmir’i

 Bir Şehrin Hafızası: Halit Ziya Uşaklıgil’in İzmir’i

Bazı şehirler vardır; sokaklarıyla değil, hatırladıklarıyla yaşar. Haritalarda yeri değişmez belki ama insanların zihninde ve kalbinde durduğu yer sürekli yerinden oynar. İzmir de onlardan biridir. Bu yüzden İzmir’i anlamak, yalnızca bugünün kalabalığına bakarak mümkün değildir; biraz durmak, biraz geriye yaslanmak ve dinlemek gerekir. İşte tam bu noktada, bu şehrin belleğini tutan en sahici kalemlerden biri çıkar karşımıza: Halit Ziya Uşaklıgil.

İzmir Hikâyeleri, yalnızca anlatılmış olayların toplamı değildir. Bu kitap, kaybolmuş bir zamanın, artık sesi duyulmayan insanların ve silinmiş bir şehir ahlâkının edebî kaydıdır. Resmî tarihlerin, büyük yangınların, savaşların ya da rakamların anlatmadığını anlatır. Çünkü bir şehrin gerçek tarihi, çoğu zaman büyük olaylarda değil; küçük hayatların sessiz akışında saklıdır.

Halit Ziya’nın İzmir’i, bugünün aceleci, gürültülü ve sabırsız şehri değildir. Körfez’in sabah sessizliğiyle uyanan, akşamüstleri denizden gelen serinlikle soluklanan bir liman kentidir. Sokaklarda yankılanan ayak sesleri ağırdır; çünkü kimsenin bir yere yetişme telaşı yoktur. İnsanlar zamanın içinden geçmez; zaman onların etrafında dolaşır. Hayat, bugünkü gibi tüketilecek bir şey değil, yaşanacak bir hâl olarak durur insanların önünde.Bu hikâyelerde İzmir, yalnızca bir mekân değil; yaşayan, hisseden, hatırlayan bir karakterdir. Türkler, Rumlar, Ermeniler, Museviler ve Levantenler aynı gökyüzünün altında, aynı denizin kıyısında farklı hayatlar sürerken, farkında olmadan ortak bir şehir kültürü yaratırlar. Bu çokkültürlü yapı, bugün sıkça konuşulduğu gibi bir “çatışma” alanı değildir; daha çok bir alışkanlık, doğal bir beraberlik hâlidir. İnsanlar birbirine benzemez ama birbirine alışır. Halit Ziya bunu yüksek sesle anlatmaz; satır aralarına bırakır. Okuyan, dikkat ederse görür.

Anlatılan evler, konaklar, avlular ve cumbalar ise yalnızca mimari ayrıntılar değildir. Bunlar bir hayat terbiyesinin, bir yaşam ahlâkının izdüşümüdür: komşuluk, mesafe, saygı, sessizlik ve zarafet… Bugün şehir hayatında eksikliğini hissettiğimiz ne varsa, bu hikâyelerin içinde sessizce durur. Halit Ziya geçmişi yüceltmez; ama bugüne ince ve sarsıcı bir soru bırakır: Biz nerede eksildik?

İzmir Hikâyeleri, büyük olayların peşinden koşmaz. Bir bakışa, bir susuşa, bir akşamüstü gölgesine takılır. Çünkü bir şehrin ruhu tam da bu küçük ayrıntılarda saklıdır. Resmî tarihin kalın ciltlerle anlatamadığını, edebiyat bazen tek bir paragrafla sezdirir.

Halit Ziya’nın kalemi sayesinde İzmir, yalnızca hatırlanan bir şehir olmaktan çıkar; hissedilen bir hatıraya dönüşür. Bugün bu hikâyeleri okurken fark ettiğimiz şey şudur: Şehirler değişir, binalar yıkılır, sokaklar yenilenir. Ama yazıyla kayda geçen bir ruh, zamana direnebilir. Ve belki de bu yüzden İzmir Hikâyeleri hâlâ okunur.

Belki de bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Alaçatı’nın dar sokaklarında, yeni nesil meyhaneler yerine insanların birbirini gerçekten duyabildiği, sohbetin müziğin önüne geçtiği meyhaneler olsaydı, bu kasaba daha güzel olmaz mıydı? Masaların yalnızca tüketim için değil, hatırlamak ve paylaşmak için kurulduğu; seslerin yükselmediği, sözlerin kıymetlendiği mekânlar… Belki o zaman Alaçatı, yalnızca gezilen değil, yeniden hissedilen bir yer olurdu.

Kalın sağlıcakla…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...