Ana içeriğe atla

Kokuların Peşinden Giden Hayat

 

Kokuların Peşinden Giden Hayat

Hayatı hep kokularla hatırladım.
Benim hafızam görüntülerden çok kokularla çalışır. Bir yerin, bir zamanın, bir insanın geride bıraktığı en kalıcı iz kokusudur. Bu yüzden hayat beni hiçbir zaman Google’dan değil, kokulardan yönlendirdi.

Çocukluğumda tanıdığım ilk koku kumaştı.
Terzi dükkânında asılı duran yünlerin, pamukların; ütünün buharına karışan o kendine has koku… Bana emeği öğreten ilk dersti o. Sabretmeyi, ölçüyü, beklemeyi… Bir ceketin omzu düzgün dursun diye harcanan sessiz çabayı.

Sonra kitap kokusu girdi hayatıma.
Sayfaları biraz sararmış, biraz nem çekmiş kitapların kokusu… O koku bana düşünmeyi öğretti. Sessizliği sevmeyi, kelimelerle yol almayı. Kitapçıda geçen saatler, aslında dünyayı anlamaya çalıştığım saatlerdi. Kitap kokusu, bana yalnız olmadığımı hissettirdi.

Bir de cami kokusu vardır hayatımda.
Temiz halı, ahşap, sabah serinliği… O koku insanın içine çektiği anda kalbini yavaşlatır. Orada acele yoktur, gürültü yoktur. Sadece durmak vardır. Kendinle baş başa kalmak.

Ben hayatı böyle yaşadım.
Terzilikle emeğin kokusunu, kitapçılıkla düşüncenin kokusunu, camiyle sükûnetin kokusunu tanıdım. Kimi zaman bir kivi bahçesinin ekşi tatlı kokusu bile yolumu değiştirdi. Çünkü ben hep kokuların peşinden gitti

.Bugün 74 yaşındayım.
Hâlâ kitap kokusuyla yaşıyorum. Alaçatı’da, küçücük bir dükkânda, raf raf dizilmiş kitapların arasında hayatla mücadele etmeye devam ediyorum. Çeşme’nin tek kitapçısı olarak, yılın 365 günü kapısını açık tutan bir kitabevinin emekçisiyim.

Bu mücadele sadece geçim mücadelesi değil.
Okunsun diye, gençler kitapla tanışsın diye, birileri yolu düşüp bir kitabın kapağını aralasın diye verilen bir mücadele. Çünkü inanıyorum ki; kitap okuyan bir genç, geleceğe daha sağlam basar.Bugün geriye baktığımda anlıyorum ki;
İnsan neyin peşinden giderse ona dönüşüyor. Benim yolumu tabelalar değil, kokular çizdi. O yüzden hâlâ bir kitabı elime aldığımda önce derin bir nefes alırım.

Çünkü bazı hayatlar gözle değil, burunla hatırlanır.
Ve ben, 74 yaşında hâlâ kitap kokusuyla yaşamaya, mücadele etmeye devam ediyorum.

Kalın sağlıcakla .

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...