Ana içeriğe atla

 

Rüzgârın Hatırlattıkları

Bazı kasabalar vardır; insan orada sadece yaşamaz, hatırlar. Alaçatı benim için hep böyle bir yer oldu. Taşlarına bastıkça geçmişin sesi gelir; rüzgâr estikçe zamanın üstü açılır.

1994 yerel seçimlerine giderken Alaçatı’da alışıldık siyasetin dışında bir hava vardı. O yıllar, kararların dar odalarda alındığı, seslerin duvarlarda boğulduğu yıllardı. Biz ise sözü sokağa çıkardık. Kahvehanelerde, sokak aralarında, rüzgârın yön verdiği sohbetlerde buluştuk.
Çünkü bazı kararlar masa başında değil; insan yüzüne bakılarak alınır.

Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokratik Sol Parti Alaçatı örgütleriyle uzun uzun konuştuk. Bir adaylığı değil, bir kasabanın geleceğini tartıştık. Aslında geleceği değil; emaneti konuştuk. Sonunda iki parti birleşti ve beni ortak aday olarak halkın karşısına çıkardı. O an anladım ki siyaset, bazen kazanmak değil; doğru yerde durabilmektir.

Benim siyaset anlayışım hiçbir zaman plan çizimlerinden ibaret olmadı. Çünkü bilirim: halktan kopuk her proje, önce ruhunu kaybeder; sonra kendini. Bu yüzden Alaçatı’yı anlatırken projelerden önce hikâyeler anlattım. Taş evlerin neden taş kaldığını, sokakların neden dar olduğunu, rüzgârın neden susturulmadığını anlattım. Büyümenin her zaman çoğalmak olmadığını; bazen olduğu gibi kalabilme cesareti olduğunu konuştuk yıllarda Alaçatı bugünkü gibi değildi. Biraz yalnızdı, biraz içine dönüktü. Turist gelmezdi belki ama emek vardı, üretim vardı. İnsanlar az konuşur ama söyledikleri yerini bulurdu.
Ben Alaçatı’nın betonla değil; akılla, estetikle ve vicdanla gelişmesi gerektiğine inanıyordum.
Çünkü beton yükselir; ama hafıza derinleşir.

1570 yılında bu topraklara gelen Alacaat aşiretinin son temsilcilerinden biri olarak Alaçatı’yı yetmiş yılı aşkın süredir tanırım Taşını tanırım, rüzgârını tanırım. Ama en çok suskunluğunu bilirim.  Bu yüzden Alaçatı benim için bir yer değil; bana bırakılmış bir sorumluluktur.

Seçimleri kazanamadık. Ama bazı yenilgiler vardır ki insanı geriye değil, daha derine götürür.
Seçimlerden sonra da Alaçatı için çalışmayı sürdürdüm. Tarihi yapıların, kiliselerin yok edilmesine razı olmadım. Bir yapının işlevi değişebilir; ama yok oluşu, belleğin susmasıdır.

Bir kilisenin bugün cami olarak yaşamasına saygım vardır. Çünkü mesele taş değil; taşın taşıdığı anlamdır. Ama yıkılan iki kilise, Alaçatı’nın hafızasında hâlâ açık duran bir boşluktur.
Bazı boşluklar görünmezdir; ama insan yürürken takılır.

Çeşme Kent Konseyi Başkanlığı görevimde de aynı duruşu sürdürdüm. Rüzgâr güllerine karşı çıktım, toplantılara katıldım, uyardım. Çünkü Alaçatı’nın rüzgârı yalnızca enerji değildir; yön duygusudur. Bir kasabanın silueti bozulduğunda, insanın kendini tanıma biçimi de bozulur.

Bugün Alaçatı’ya baktığımda başka bir sessizlik görüyorum. Meyhaneler çoğaldı, ama sohbet azaldı. Ses yükseldi, söz hafifledi. Oysa Alaçatı hiçbir zaman bağırarak var olmadı. Onu ayakta tutan şey, alçakgönüllülüğüydü. Ben seçilmedim. Ama geri de çekilmedim. Çünkü bazı insanlar seçilmez; tanıklık eder. Yazmaya, söylemeye, hatırlatmaya devam ediyorum.

Alaçatı yalnızca geçmiş değildir. Gelecek de değildir. Alaçatı, insanın eline verilmiş bir sınavdır. Ve bazı sınavlar vardır ki notla değil, vicdanla geçilir.

Kalın sağlıcakla.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...