Ana içeriğe atla

Selamsız Geçilmeyen Evlerden Selamsız Sokaklara

 

Selamsız Geçilmeyen Evlerden Selamsız Sokaklara

Alaçatı’da bir zamanlar bazı evler vardı; kapısından değil, gönlünden girilirdi.
Şaban Bey’in kızları Halide, Adalet, Hayriye ve Nihal… Özellikle Halide abla ile Adalet abla, Kemalpaşa Caddesi’nde yalnızca komşumuz değil, hayatımızın sessiz öğretmenleriydi.

Eski Alaçatı’da komşuluk bir görgü meselesi değil, bir vicdan hâliydi. O evlerin önünden selam vermeden geçilmezdi; çünkü selam, insan olmanın en sade, en sahici ifadesiydi. Halide abla ile Adalet abla bu inceliği sözle değil, yaşayarak öğretirdi.

Evleri her daim açıktı. Sofraları bereketliydi ama asıl bolluk yüreklerindeydi. Bir tabak yemek değil, bir parça muhabbet ikram ederlerdi. O sofralarda yalnız karınlar değil, kalpler de doyardı. İnsan kendini misafir değil, ait hissederdi.

Sokaktan her geçişimde bir sesleniş olurdu:
“Ömer, söyle Meryem’e gelsin; biraz laflayalım, kahvelerimizi beraber içelim.”
Bu bir davetti ama aslında bir hatırlatmaydı: İnsan insana lazımdır.

Bugün ise aynı sokaklardan bakıyorum hayata.
Dükkânımın önünden geçenlerin çoğu selam vermeden geçiyor. Selam, sanki bir lütufmuş gibi… Göz göze gelmemek için başını çevirenler, aceleyle yürüyenler, birbirine değmeden yaşamaya çalışan insanlar…

Dostluklar da eskisi gibi değil. Daha hızlı, daha yüzeysel, daha sessiz. Selamın yerini suskunluk, sohbetin yerini mesafe aldı. Oysa bir “merhaba”, insanın yükünü hafifleten en eski kelimeydi.

Şimdi dönüp baktığımda anlıyorum ki, kaybettiğimiz sadece eski evler, eski sokaklar değil. Birbirimize ayırdığımız zamanı, selamın değerini, komşuluğun ahlakını yitirdik. Selamsız geçilen sokaklar, aslında birbirine kapanan gönüllerin işareti.

Halide abla, Adalet abla ve onların temsil ettiği o güzel insanlar bugün aramızda değiller. Ama bize bıraktıkları bir miras var:
Komşuluk bir mekân değil, bir insanlık hâlidir.
Ve belki de her şey, yeniden bir selamla başlayabilir.

Kalın sağlıcakla 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...