Ana içeriğe atla

Sessizlikle Konuşan Kasaba

 

Sessizlikle Konuşan Kasaba

Bazı yerler vardır; haritadan silinmez ama ruhtan çekilir.

Alaçatı bugün biraz böyle bir yerde duruyor. On beş yıl önce bu kasaba evet, ben hâlâ kasaba demekte ısrar ediyorum akşamları nefes alırdı. İnsan sesiyle, çay buharıyla, kahve sohbetiyle… Günün yorgunluğu kahvelerin ahşap masalarında çözülür, hayat herkes için biraz olsun hafiflerdi. Çalışanlar işten, tarım emekçileri tarladan döner; kimse evine kapanmazdı. Çünkü ev, insanın yalnız kaldığı yerdi; hayat ise dışarıdaydı.

Şimdi dışarısı suskun. Yetmiş dört yaşındayım. İnsan bu yaşta geçmişi daha çok hatırlar sanır ama asıl fark edilen, bugünün eksikliğidir. Bu yıl Alaçatı’yı ilk kez bu kadar sessiz yaşadım. Sabah kahvaltımdan sonra dükkanımı açıyorum. Saatler geçiyor. Kapıdan içeri giren olmuyor. Siftah yapmadan dükkanımın kapısını kapatıp eve dönüyorum. Akşamı kitaplarla geçiriyorum gecemi; çünkü konuşacak insan kalmayınca insan, kelimelere sığınıyor.

Belki de felsefe tam burada başlıyor:

İnsan, sesini kaybeden bir yerde yaşamaya devam edebilir mi?

Alaçatı Belediyesi kapandıktan sonra, merkezde yaşayanların evlerini satıp sosyal konutlara taşınmasıyla birlikte kasabanın belleği de dağıldı. İş yok, tütün yok, tarla yok. “Turizm merkezi olacak” denildi. Turizm geldi belki ama hayat gelmedi. Çünkü turizm, bir yere insan getirir; hayat ise insanı orada tutar.

Bugün Alaçatı’ya bakan gözler var ama burada yaşayan yürekler azaldı.

Ben kitap okudukça kelimelerim çoğalıyor. Okudukça anlatma ihtiyacım artıyor. Çünkü Alaçatı, yalnızca taş evleriyle değil; yaşanmışlıklarıyla, alın teriyle, sohbetleriyle var olmuş bir memleket. Büyüsü buradaydı. Ve büyü, betonla değil; insanla korunurdu.

İki kitap yazdım. Yetmedi. Çünkü bazı yerler bir kitapla anlatılamaz. Alaçatı’nın derdi benim derdim oldu artık. Yazmak, benim için bir hatırlama değil; bir direnme biçimi. Unutmaya karşı küçük ama inatçı bir çaba. Artık resmiyette bir mahalleyiz. Çeşme’ye bağlıyız. Hizmet alıyoruz belki ama kimlik, hizmetle ölçülmüyor. Kimlik, kendini yönetme hakkıyla, kendi sesini duyurma imkânıyla yaşar.

Bazen düşünüyorum:

Eğer bir gün Alaçatı yeniden belediye olursa, belki sadece binalar değil; hatıralar da korunur. Belki kahveler yine dolar. Belki akşamlar yeniden konuşur.

 

Ben hâlâ buradayım.

Bir masanın başında, kitapların arasında,

Sessizliğe karşı yazıyorum.

Çünkü bazı kasabalar,

Ancak anlatıldıkça yaşar.

Kalın sağlıcakla.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...