Ana içeriğe atla

Sokakların Kanunu ve Alaçatı’da Hatırlamanın Ahlâkı



 Sokakların Kanunu ve Alaçatı’da Hatırlamanın Ahlâkı

 İnsan bazen bir filmi izlediğini sanır, oysa izlediği şey kendi geçmişidir. Bu akşam başıma gelen tam da buydu. Sokakların Kanunu ekranda akarken, Alaçatı’nın eski sokakları, sinema önlerinde bekleyen çocuklar ve bir terzi dükkânının dar penceresinden sızan hayat gözümün önüne geldi.

O yıllarda terzi çırağıydım. Hayat, erkenden büyümeyi öğretirdi. Ustalar çalışmayı sadece bir zorunluluk değil, bir erdem sayardı. Sinema ise onlara göre dikkat dağıtan bir hevesti. Belki haklıydılar. Ama insan sadece çalışarak olgunlaşmıyor; bazen durarak, bakarak, başkasının hikâyesinde kendini tanıyarak büyüyor.

Bir akşam, ustadan izin almadan sinemaya gitmiştim. Alaçatı Belediye Sineması’nın kapısından girerken içimde küçük bir korku, büyük bir merak vardı. O salon, bizim için sadece film izlenen bir yer değildi; hayata kısa bir ara verilen, başka ihtimallerin düşünülebildiği bir duraktı.

Perdede Tanju Gürsu, bir hapishane kaçağını canlandırıyordu. Sert, suskun ve yalnız… Sadri Alışık’ın bakışlarında ise sokağın yorgun ama bilge hâli vardı. Ajda Pekkan gençliğiyle, zarafetiyle filmin içindeki umudu temsil ediyordu. O zamanlar bunun farkında değildim ama bugün biliyorum: Her biri hayatın farklı bir yüzünü anlatıyordu.

Yıllar geçince anlıyor insan. Sinema bize kaçmayı öğretmez; anlamayı öğretir. Felsefe der ki: İnsan, kendini başkasının hikâyesinde tanır. Ben buna Alaçatı’nın sessiz öğretisi diyorum. Çünkü bu kasaba, sadece rüzgârı ve taş evleriyle değil, hatıralarıyla da insanı terbiye ederdi.

Bugün o filmi tekrar izlerken şunu düşündüm: Anılar, geçmişte kalan süs eşyaları değildir. Onlar birer pusuladır. Gelecek nesiller için yol gösterir. “Biz ne yaşadık, nasıl ayakta kaldık, neleri kaybettik?” sorularının sessiz cevaplarıdır.

Sokakların Kanunu aslında şunu söylüyor bize: Hayatın kuralları serttir ama insanın kalbi yumuşak kalmak zorundadır. Çalışmak gerekir, evet. Disiplin gerekir. Ama hayal kurmayı, sinemaya kaçmayı, bir anıya tutunmayı unutan toplumlar ruhlarını yitirir.

Bu yazıyı okuyan gençlere tek bir şey söylemek isterim: Eğer bir gün bir film sizi durdurursa, içinizde eski bir sesi uyandırırsa, onu küçümsemeyin. Çünkü o ses, size kim olduğunuzu hatırlatmaya gelmiştir. Alaçatı bana bunu öğretti. Bir sinema salonunda, karanlıkta otururken insanın kendini bulabileceğini. Ve bazı filmlerin hiç bitmediğini…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...