Ana içeriğe atla

AİT OLMAK

AİT OLMAK

İnsan, hayatı boyunca pek çok yolculuğa çıkar. Kimi zaman bir tatil bahanesiyle, kimi zaman merakla, kimi zaman da içindeki eksikliği tamamlamak istercesine şehir şehir dolaşır. Bir bakarsınız bir kıyı kasabasında, bir bakarsınız kalabalık bir metropolde bulur kendini. Bu hâliyle insan, göçmen kuşlara benzer; mevsimden mevsime konar, durur, yeniden yola koyulur.

Ama ne kadar uzağa giderse gitsin, insanın içinde hep aynı soru yankılanır: “Ben nereye aitim?” Çünkü ait olmak, sadece bir yerde yaşamak değildir. Ait olmak; tanıdık bir sokağın köşesinde selam verecek bir yüz bulmaktır. Bir evin kapısını açtığınızda sizi karşılayan kokudur. Çocukluğunuzdan kalan bir ses, bir gölge, bir hatıradır. Ait olmak, zamanın içinden süzülüp gelen bir hafızanın parçası olmaktır. Benim için bu duygu, Alaçatı’dır.

Taş evlerin gölgesinde serinleyen sokakları, rüzgârın hiç susmayan dili, her köşesinde bir hikâye saklayan geçmişi… Bunların hepsi, benim hayatımın sessiz ama en güçlü tanıklarıdır. Burada yürürken sadece bugünü değil, geçmişi de hissederim. Her adımımda, yılların biriktirdiği izlerle karşılaşırım.

Elbette ben de zaman zaman yola çıkarım. İki gün, üç gün… Bir kültür turuna katılır, başka şehirlerin sokaklarında dolaşırım. Yeni yerler görmek, farklı hayatlara dokunmak insana iyi gelir. İnsanın ufkunu genişletir, bakışını derinleştirir. Ama ne kadar güzel olursa olsun, bu yolculuklar benim için sadece birer misafirliktir. Çünkü bilirim: Benim yerim bellidir.

Gittiğim her yer, bana ait olduğum yeri daha çok hatırlatır. Başka şehirlerin kalabalığında yürürken, Alaçatı’nın dinginliğini özlerim. Yabancı sokaklarda dolaşırken, kendi sokağımın taşlarına basmanın huzurunu düşünürüm. Ve anlarım ki insanın gerçek evi, sadece yaşadığı yer değil; kendini eksiksiz hissettiği yerdir.

Bugün dünyada birçok insan köksüzlüğü bir özgürlük olarak görür. Sürekli hareket hâlinde olmayı, bir yere bağlı kalmamayı bir meziyet sayar. Oysa ben bunun eksik bir özgürlük olduğuna inanırım. Çünkü kök salmadan yükselmek mümkün değildir. İnsan, ancak bir yere ait olduğunda gerçekten derinleşir. Benim köklerim burada, Alaçatı’da.

Bu yüzden ne kadar gezersem gezeyim ne kadar farklı yerler görürsem göreyim, dönüşüm hep buraya olur. Çünkü burası benim sadece yaşadığım yer değil; aynı zamanda beni ben yapan, beni tamamlayan yerdir.

Ve insan, eninde sonunda kendini tamamlayan yere döner.

Kalın sağlıcakla.

  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...