Ana içeriğe atla

ALAÇATI ARTIK KORUNMALI

ALAÇATI ARTIK KORUNMALI

1974 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’ne üye oldum. O günden sonra memleketimin meselelerini kendime dert edindim. Çeşme’de1983 yılında SODEP ve SHP’nin kurucu üyelerinden biri oldum, belde başkanlığı yaptım. Dört yıl boyunca bu görevi yürüttüm. O yıllarda bana belediye başkanlığı teklif edildi, ancak kabul etmedim. Çünkü insan önce kendini bilmeli. İmar bilmek gerekir, hukuk bilmek gerekir, insanı tanımak, coğrafyayı anlamak gerekir. Ben dosdoğru bir adamım; bilmediğim işe talip olmadım.

O günlerde Remzi Özen’e “Sen belediye başkanı ol, biz çalışırız” dedim. Öyle de yaptık. Alaçatı’da,1989 yılında SHP’li bir belediye başkanı çıkardık. İşte o zaman Alaçatı değişmeye, dönüşmeye ve sesini duyurmaya başladı.

Kolay olmadı… Çok mücadele verdik. Çok tartıştık, siyasi olarak çok kavga ettik ama her şeyi memleket sevdamız için yaptık. Bugün kim ne derse desin, Alaçatı’nın adını duyuran en önemli isimlerden biri Remzi Özen’dir.

O dönem Alaçatı’nın beş mahallesinde kanalizasyondan yollara kadar birçok temel sorunu birlikte çözdük. Kararları ortak aldık, birlikte uyguladık. Hatta bir keresinde, Ildırı yolunda 80 dönümlük bir alanın imara açılmasına karşı çıktığımız için belediye meclisini kapattıracak kadar direndik. Çünkü biliyorduk: Bir yerin kaderi, alınan bir kararla değişir.

Zaman geçti… Alaçatı bir “Marka Kent” olmaya başladı. İşte ne olduysa o zaman oldu.

1990’lı yıllardan itibaren buraya büyük şehirlerden, özellikle İstanbul’dan gelenler çoğaldı. Başlangıçta her şey masumdu. Ama zamanla bu geliş, yerini dönüşüme; dönüşüm ise bozulmaya bıraktı. Evler değerinin altında el değiştirdi. Yeni sahipleri, burayı kendi zevklerine göre yeniden şekillendirdi.

Beach Club’lar açıldı. Canlı müzik adı altında niteliksiz gürültüler çoğaldı. Yasaklar, kurallar, değişen alışkanlıklar derken Alaçatı’nın doğası, ruhu ve dengesi sarsılmaya başladı.

Bugün dönüp baktığımda şunu açıkça söyleyebilirim: Alaçatı artık korunmalıdır. Çünkü mesele sadece taş evler değil… Mesele bir yaşam biçimi, bir kültür, bir hafızadır. Eğer bugün sahip çıkmazsak, yarın anlatacak bir Alaçatı kalmayabilir.

Bugün ise en büyük sorumluluk; mevcut belediye yönetimindedir. Alınacak doğru kararlarla Alaçatı’nın yeniden özüne kavuşması mümkündür ve bu son derece önemlidir. Plansızlığa, aşırı yapılaşmaya ve kimlik kaybına karşı kararlı adımlar atılmalı; bu kentin ruhu, dokusu ve kültürü yeniden korunmalıdır. Çünkü doğru yönetimle Alaçatı’nın eski dengesi yeniden kurulabilir. Bu sadece bir tercih değil, gelecek kuşaklara karşı bir sorumluluktur.

Kalın sağlıcakla..

  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...