Ana içeriğe atla

YILDIZ ABLA VE ERDOĞAN ABİ

 

YILDIZ ABLA VE ERDOĞAN ABİ

 Bazı insanlar vardır ki bir kasabanın ahlâkını, zarafetini ve hafızasını tek başına taşır. Yıldız abla, işte tam olarak böyle bir insandır. Onu ilk bakışta fark etmenizin sebebi güzelliği değildi; çünkü onun güzelliği ses çıkarmazdı. Yürüyüşünde bir sükûnet, duruşunda bir ölçü vardı. Terzi dükkânımın önünden her geçişinde, Alaçatı’nın taş sokakları, onun adımlarını tanırdı. Yıldız abla, Erdoğan abiyle bir ömür paylaştı. Birliktelikleri bugünün aceleci dünyasına hiç benzemezdi. Onların evliliği bir “alışma” değil, bir “katlanma” hiç değildi. Birbirini olduğu gibi kabul etmenin, sabırla yan yana durmanın adını taşıyordu.

Erdoğan abi dışarıdan bakıldığında sertti. Taksicilik yapardı; arabasını da hayatı da biraz sert kullanırdı. Ama bazı insanlar sertliği kabuk gibi taşır. Kahveci Kemal abinin kahvesinde tek başına oturur, çayını içer, kimseyi rahatsız etmeden evine dönerdi. Bu yalnızlık bir kaçış değil, kendiyle barışık olmanın hâliydi. Yıldız abla sevgisini sözle değil, emekle anlatırdı. Boşnak böreğinden zeytinyağlılara kadar yaptığı her yemekte geçmişini, kültürünü ve şefkatini koyardı sofraya. Güzel yaşamak Erdoğan abinin isteğiydi; onu sağlıklı ve huzurlu yaşatmak ise Yıldız ablanın özeniydi. Çünkü sevgi, onun dünyasında bir duygu değil, bir sorumluluktu.

Yıllarca Altı Yunus’ta çalıştı. Turistlerin önünde hamur açtı, börek yaptı. Orada yalnızca yemek değil, Alaçatı’nın ruhunu sundu insanlara. Oradan ayrıldıktan sonra da sevdiklerine börek tepsileri hazırladı; çoğu zaman bir teşekkür bile yeterliydi ona. Paylaşmak, onun için hayatın en sade felsefesiydi. Son yıllar Yıldız abla için bedenle yapılan bir imtihandı. Dizleri, ayakları onu zorladı. Çeşme Devlet Hastanesi’nde ziyaretine gittiğimizde, ameliyattan yeni çıkmış hâliyle yataktan kalkıp bizi karşılamak istemesi, asaletin bedene değil ruha ait olduğunun kanıtıydı.

Bazı insanlar ayakta durarak değil, incelik göstererek güçlü olur. Erdoğan abi Alaçatı’nın yakışıklı delikanlılarındandı. İnsanları severdi, çocukları daha çok…Önce biraz sert bakar gibi yapar, sonra çağırır, başlarını okşar, hayata güvenmeyi öğretirdi onlara. Bazı sevgiler sessizdir ama iz bırakır. Zaman, insanın sevdiğini yanından alırken, geride bir boşluk bırakır. Erdoğan abiyi birkaç yıl önce kaybettik. Alaçatı’nın sesi biraz daha kısıldı. Bir kahve masası, bir sokak, bir bakış eksildi hayattan. Yıldız abla ise hâlâ burada. Acılarıyla, anılarıyla, vakur suskunluğuyla…

İnşallah dizlerindeki ağrılar diner, yeniden sağlığına kavuşur. Yıldız ablacığım, sen bu hikâyede yalnızca bir insan değilsin. Sen, Alaçatı’nın unutmaması gereken bir ölçüsün: Sessiz güzelliğin, emeğin, sadakatin ve zarafetin ölçüsü.  Ve evet…Sen bize hâlâ çok lazımsın.

Kalın sağlıçakla.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...