Ana içeriğe atla

ALAÇATI’NIN HATIRA NOTLARI

 ALAÇATI’NIN HATIRA NOTLARI

Alaçatı Ot Festivali’nin başlangıcı
Bazı yaşanmışlıklar vardır; yaşandığı anda sıradan görünür, ama yıllar geçtikçe bir kasabanın hafızasına dönüşür. Alaçatı Ot Festivali de böyle bir hikâyedir. Bugün herkesin bildiği, sahiplendiği ve büyüttüğü bu festivalin, aslında çok sade bir başlangıcı vardı.
O günlerde bizler;Alaçatı Dost Kitabevi önünde sohbet edip bir şeyler yapalım düşüncesiyle ben Ömer Önal, Yaprak Uziş, Tülin Onaner, Burak Önal ve birkaç arkadaşımız, dönemin belediye başkanı Muhittin Dalgıç’ı ziyaret ettik.
Amacımız, Alaçatı’nın doğasına, kültürüne, mübadele ile gelmiş ve unutulmayan yemeklerini getiren göçmenlerin mirasına ve zengin bitki örtüsüne yakışacak bir etkinlik fikrini paylaşmaktı.
Yapılan görüşmede Sayın Başkan, bu fikri dinledikten sonra çok net bir cümle kurdu: “Adı Ot Festivali olsun.”
Belki o an bu cümlenin yıllar sonra nasıl bir değere dönüşeceğini kimse tam olarak öngöremedi. Ama bugün baktığımızda, o sade önerinin Alaçatı’nın en önemli simgelerinden birine dönüştüğünü görüyoruz. Bu yazı bir iddia değil, bir hatıradır. Bir tartışma değil, bir tanıklıktır.
Çünkü bazı şeyler anlatılmazsa kaybolur. Ve bazı hatıralar, sadece yaşayanların dilinde kalır.
Ben de bu satırlarla, Alaçatı’nın hafızasına küçük bir not düşmek istedim.
Ömer Önal
Alaçatı Kitabevi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...