ALAÇATI’NIN ÇÖZÜMLENEMEYEN KİMLİK KRİZİ
Alaçatı bir eğlence kenti mi, yoksa bir dinlence kenti
mi? Yıllardır soruluyor bu soru. Ama cevap hâlâ ortada yok. Belki de asıl
mesele, bu soruya hiçbir zaman gerçekten cevap verilmemiş olmasıdır.
Oysa Alaçatı’ya ilk yerleşenlerin kurduğu Alaçatı
Koruma Derneği, bu soruya çoktan kendi cevabını vermişti:
Alaçatı bir dinlence yeridir.
O yıllarda sokaklar bugünkü gibi kalabalık değildi.
Geceler, yüksek sesli müziğin değil; rüzgârın, taş duvarlara çarpan serinliğin
ve dost sohbetlerinin sesine emanetti. Derneğin başkanı merhum Şevki Figen’di.
Mimar Ahmet Palamutçu, Zeynep Öziş, İbrahim Topal, Metin Akalın ve bizler… Hep
birlikte Alaçatı’nın ruhunu korumaya çalışıyorduk.
Yüksek sesli müzik yapan işletmelerin kapısını
çalardık. Sert bir dille değil; bir kasabanın hafızasını hatırlatan bir üslupla
konuşurduk: “Burası bir eğlence merkezi değil, bir dinlenme yeridir.”
Ve o günlerde bu söz karşılık bulurdu. Mekân sahipleri
seslerini kısardı. Çünkü Alaçatı’nın ne olduğunu biliyorlardı—ya da en azından
hissetmeye çalışıyorlardı.
Zaman geçti. Koruma Derneği kapandı. Yerine Alaçatı
Turizm Derneği kuruldu. Onlar da gürültüyle mücadele etti, etmeye devam ediyor.
Ama artık mesele yalnızca gürültü değil.
Bir de kırılma anı var:2014 yılı.
O yıl, Büyükşehir Yasası ile Alaçatı belediye kimliğini kaybederek bir mahalleye dönüştürüldü. Bu sadece idari bir değişiklik değildi; aynı zamanda yerel karar alma refleksinin, kasabanın kendi kendini koruma gücünün zayıflaması anlamına geliyordu.
Bir zamanlar kendi ölçeğinde karar verebilen, kendi
ritmini koruyabilen bir yer; daha büyük bir yapının içinde, kendi sesini
duyurmakta zorlanan bir parçaya dönüştü.
Bugün yaşanan kimlik bunalımını anlamak için bu
dönüşümü görmezden gelmek mümkün değil.
Bugün Alaçatı, bir kararsızlığın eşiğinde duruyor. Bir
yanda “ölmeden önce görülmesi gereken kasaba” olarak parlatılan bir imaj… Diğer
yanda giderek pahalılaşan, kalabalıklaşan ve en önemlisi kendine yabancılaşan
bir gerçeklik.
Sosyal medyada başka bir Alaçatı var; sokaklarda
bambaşka bir Alaçatı. Asıl tehlike de tam burada başlıyor: Bir kasabanın
kimliği, sadece çıkardığı sesle değil; o sesin neden var olduğuyla anlam
kazanır.
Eğer Alaçatı, yalnızca eğlencenin yüksek sesiyle
anılmaya başlarsa, kendi geçmişinin sesini duyamaz hale gelir. Ve bir yer,
geçmişini duyamıyorsa, geleceğini de kuramaz.
Artık zaman daralıyor. Yetkililerin, sivil toplumun ve
en önemlisi bu kasabayı gerçekten sevenlerin birlikte hareket etmesi gerekiyor.
Çünkü gerçek şu ki: Başka Alaçatı yok.
Ve bazı yerler vardır…
Kaybedildikten sonra geri kazanılamaz

Yorumlar
Yorum Gönder