Ana içeriğe atla

RAMAZAN AYININ SON GÜNÜ

Bugün 12 Mayıs Çarşamba. Saat yirmi on. Sığınma limanım dediğim çalışma odamda kitabımı okuyordum. Gün kendini yavaş yavaş geceye bırakıyordu. Gri renkteki bulutlar turuncu rengine bürünmüştü. Kitabımın kapağını kapatıp evimin balkonuna çıktım. Balkondaki sandalyeye oturup, güneşin kaybolmasını izledim. Sandalyede iyice gerilmiş, kollarımı başımın arkasına bağlayıp sessizce düşünmeye başladım. Çocukluğumdan beridir her bayram öncesi arefe ve Bayramın ilk günü hava hep kapalı olur. Bilhassa Kurban Bayram’ı büyüklerimden hep dinlemişimdir “Kurban kanları temizlensin diye Allah yağmur yağdırır” derlerdi. Yaşamımda buna çok kez de şahit olmuşumdur az da olsa yağmur yağardı. Yazıma başlarken Ramazan ayının son iftar topu atıldı ve oruç tutanlar son oruçlarını açmış oldular. Oruç tutan kardeşlerimizin oruçları kabul olsun. İnsanlar teravih namazlarını bu yıl evlerinde kıldılar. Çocukluğumda ve gençliğimde teravih namazlarına hep gittim ve çok huzur bulurdum. Cemaatle namaz kılmanın daha keyifli olduğunu bilirim. Gençlik yıllarımda Alaçatı’da iki tane cami vardı. Bazı akşamlar arkadaşlarımızla birlikte ayrı camide namaz kılardık. Namazdan sonra kahveye gider birlikte sohbetler ederdik. Son gece teravih namazı yerine sadece yatsı namazı kılınır ve ertesi gün Bayram namazını hangi camide kılalım diye konuşurduk.

Bayram namazından sonra arkadaşlarımla birlikte Mezarlığa ölmüşlerimizi ziyaret eder, birer dua okurduk. Sonra herkes evine gider ve çok sevinçli bir bayram yaşardık. Geçen yıl ve bu yıl artık bayramların bir tadı kalmadı bu güzel yaşamların yaşanmamasına sebep olan corona virüsüne lanet olsun demekten başka bir söz gelmiyor içimden. Bu Ramazan Bayramı’nda evde karantinadayız. Annem’in Büyükannemin, dayılarım amcalarım benden önce acele edip giden dostlarımın kabirlerine gidip dualarımı okuyamayacağım mezarının toprağını ellerimle okşayamayacağım. Gözlerim yaşlar içinde sandalyemden kalktım hava kararmıştı sokak lambaları yanıyordu yine gece olmuştu çok duygulanmıştım. Bayram sabahları aileden gelen bir geleneğimiz var. Bu geleneği eşimle her bayram uyguluyoruz. Yarın kahvaltı menümüz Büryan yani etli pilav.

Ramazan bayramınız kutlu olsun. Biz yine Corona virüsünü Allaha bırakmayalım ve sosyal mesafemize dikkat edelim. Doktorların dediğini uygulayalım. Kalın sağlıcakla.

 

Yorumlar

  1. Iyilik ve güzellikler getirmesi dileklerimle mutlu bayramlar...
    Kaleminize sağlık , yine çok keyifle okudum.👏👏👏

    YanıtlaSil
  2. Çok teşekkür ederim Sevgili Başkanım.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...