Ana içeriğe atla

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ MEMLEKETİMDE KUŞLAR HÂLÂ UÇUYOR

 

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ MEMLEKETİMDE KUŞLAR HÂLÂ UÇUYOR

 Son günlerde Türkiye'nin gündemine baktığımızda siyaset, hayatın bütün gerçeklerinin önüne geçmiş gibi görünüyor. Televizyonlarda tartışmalar, sosyal medyada bitmek bilmeyen polemikler, partiler arasındaki çekişmeler...

Oysa bu ülkenin gerçek gündemi çok daha farklıdır. Asgari ücretle geçinmeye çalışan milyonlarca insan vardır. Emekliler ay sonunu nasıl getireceğini düşünmektedir. Esnafın işleri durgun, üreticinin maliyetleri ağır, gençlerin gelecek kaygıları ise her geçen gün büyümektedir.

Turizm bölgelerinde bile eski hareketlilik yoktur. İnsanlar harcamalarını kısmakta, işletmeler ayakta kalabilmek için mücadele etmektedir. Birçok şirket küçülmekte, bazıları ise faaliyetlerini sonlandırmaktadır. Bütün bunlar yaşanırken siyaset kurumu kendi içine kapanmış görünmektedir.

Oysa siyaset; makam, mevki ve kişisel hesaplar için değil, halkın sorunlarına çözüm üretmek için vardır.

Millet ezilirken, insanlar geçim sıkıntısı çekerken, gençler gelecekten umutlarını kaybetmeye başlarken; siyasetçilerin kişisel hırslarla hareket etmesi, birbirleriyle iktidar mücadelelerine girişmesi bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüklerden biridir. Bugün hepimizin kendimize sorması gereken soru şudur: Bu ülkeye nasıl bir miras bırakacağız? Daha fazla kutuplaşmış, daha fazla yoksullaşmış, daha fazla umutsuzluğa sürüklenmiş bir Türkiye mi?

Yoksa demokrasinin, hukukun ve adaletin güçlü olduğu; insanların düşüncelerini korkmadan ifade edebildiği, gençlerin geleceğe güvenle bakabildiği bir Türkiye mi?

Cumhuriyet bizlere büyük fedakârlıklarla emanet edildi. Demokrasi ise her neslin yeniden koruması gereken ortak değerimizdir. Bu nedenle iktidarıyla muhalefetiyle bütün siyasetçilerin önceliği kendi siyasi gelecekleri değil, ülkenin geleceği olmalıdır…

Alaçatı'da sabah yürüyüşüne çıkan bir insan hâlâ kuşların sesini duyabiliyor. Bu ses bize hayatın devam ettiğini hatırlatıyor. Ancak hayatın devam etmesi, insanların yaşadığı sıkıntıları görmezden gelmek anlamına gelmiyor.

Tam tersine, bugün daha çok adalete, daha çok demokrasiye, daha çok dayanışmaya ihtiyacımız var.

Çünkü bütün siyasi hesapların üzerinde bir ülke vardır ülke hepimizin ortak evidir.

Ve o evin geleceğini korumak, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Kalın sağlıcakla…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...