ALAÇATI
ÜZERİNE
Alaçatı hakkında son
dönemde yürütülen tartışmalar, yalnızca bir kasabanın geçmişine ilişkin farklı
görüşleri değil, aynı zamanda bu toprakların emeğine, kültürüne ve toplumsal
hafızasına nasıl baktığımızı da ortaya koyuyor. Bu nedenle, özellikle seçim
dönemlerinde gündeme taşınan ve tarihsel bağlamından koparılarak
değerlendirilen konulara karşı söz söylemenin önemli olduğuna inanıyorum. Çünkü
Alaçatı’yı doğru anlamanın yolu, onu bugünün önyargılarıyla değil, kendi
tarihsel ve toplumsal gerçekliği içinde değerlendirmekten geçer.
1980’li yıllardan
itibaren ülke genelinde uygulanan ekonomik politikalar ve özellikle tütün
üretimine getirilen kısıtlamalar, Alaçatı’nın ekonomik yapısında önemli
değişikliklere neden olmuştur. Bir zamanlar üretimiyle, emeğiyle ve toprağıyla
yaşayan Alaçatı halkı, zaman içerisinde turizm ve gayrimenkul ağırlıklı bir
ekonomik düzenin içine girdi.
1990’lı yıllarda başlayan ilgi, 2000’li yıllarla birlikte büyük bir dönüşüme dönüştü. Başta İstanbul olmak üzere ülkenin farklı kentlerinden birçok insan Alaçatı’yı keşfetti. Toprak ve konut değerlerinin yükselmesiyle birlikte birçok mülk el değiştirdi. Böylece Alaçatı’nın nüfus yapısı kadar sosyal dokusu da değişmeye başladı
Bugünlerde tartışılan ahır meselesine de bu tarihsel çerçeveden bakmak gerekir.Alaçatı’nın geçmişini bilenler çok iyi hatırlar; burada yaşamın temelini tarım ve hayvancılık oluşturuyordu. Üretim yapan insanların evlerinin altında veya bitişiğinde bulunan mağaza, depo ve ahırlar hayatın doğal bir parçasıydı. Çünkü hayvanlar üretimin ayrılmaz unsuruydu. Bu mekanlar insanların değil, hayvanların korunması ve sağlıklı koşullarda barınması için kullanılıyordu.Bugünün bakış açısıyla geçmişin yaşam biçimlerini küçümsemek doğru değildir. Daha da önemlisi, bu konuları kullanarak Alaçatı’nın eski sakinlerini aşağılamaya çalışmak kabul edilemez bir tutumdur. Çünkü o ahırlar, bu kasabanın üretim kültürünün, emeğinin ve yaşam mücadelesinin bir parçasıdır.
Alaçatı, yıllar boyunca
yoğun göç almasına rağmen huzurunu ve toplumsal dengesini büyük ölçüde korumayı
başarmıştır. Bunun en önemli nedeni, burada yaşayan insanların birbirlerini
anlamaya çalışmaları ve ortak bir yaşam kültürü oluşturabilmeleridir. Elbette
zaman zaman görüş ayrılıkları yaşanmıştır; ancak bunlar çoğu zaman sağduyu ve
karşılıklı anlayışla çözüme kavuşturulmuştur.
Alaçatı’nın kültürel
birikimi ve eğitim düzeyi hakkında kolayca hüküm verenler, bu topraklardan
yetişmiş ve ülkemize bilimde, sanatta, sporda, iş dünyasında ve kamu
yönetiminde önemli katkılar sunmuş insanları yeterince tanımıyor olabilirler.
Oysa Alaçatı’nın gerçek hikâyesi, yalnızca taş evlerinde değil; yetiştirdiği
insanlarda, ürettiği değerlerde ve güçlü toplumsal hafızasında saklıdır.
Alaçatı’nın huzuruna ve
toplumsal barışına zarar verecek tartışmalar yerine, bizi bir arada tutan ortak
değerlere sahip çıkmayı tercih etmeliyiz. Çünkü Alaçatı, hiçbir zaman bazı
insanların zannettiği kadar küçük bir yer olmadı. Bundan sonra da olmayacaktır.
Kalın sağlıcakla…

Yorumlar
Yorum Gönder