ALAÇATI’YA SAHİP ÇIKMAK
Alaçatı; sadece haritada bir nokta değildir. İnsanların anılarıyla, emekleriyle,
sevinçleriyle, hüzünleriyle ve kuşaklar boyunca aktardıkları değerlerle yaşar. Benim
için böyle bir yerdir Alaçatı. Alaçatı'yı sevmek yalnızca evlerini, dar
sokaklarını ya da yel değirmenlerini sevmek değildir. Alaçatı'yı sevmek; burada
yaşamış insanların hatıralarına, emeklerine ve kültürüne sahip çıkmaktır.
Felsefeciler insanın yaşadığı yeri korumasının aslında
kendisini koruması olduğunu söylerler. Çünkü insan biraz da yaşadığı
coğrafyanın hafızasıdır. Eğer bir kasaba geçmişini unutursa, orada yaşayan
insanlar da zamanla kim olduklarını unuturlar.
Son yıllarda Alaçatı büyük bir değişim yaşadı. Elbette değişim hayatın kaçınılmaz bir gerçeğidir. Ancak her değişim ilerleme değildir. İlerleme, geçmişi yok ederek değil; geçmişin değerlerini geleceğe taşıyarak mümkündür.
Bugün Alaçatı'nın sokaklarında yürürken bazen eski
kahveleri, komşuluk ilişkilerini, akşam üzeri yapılan sohbetleri ve insanların
birbirine duyduğu saygıyı hatırlıyorum. Çünkü bir kasabayı güzel yapan sadece taş
binalar değildir. Onu güzel yapan, insanların birbirine karşı gösterdiği
nezaket ve ortak yaşam kültürüdür. Turizm önemlidir. Ekonomik canlılık
önemlidir. Ancak bir yer sadece para kazanılan bir mekâna dönüşürse, zamanla
ruhunu kaybetmeye başlar. Oysa Alaçatı'nın en büyük zenginliği, sahip olduğu kültürel
mirastır.
Ben yedi nesildir bu topraklarda yaşayan bir Alaçatılı
olarak biliyorum ki; bizden sonra gelecek kuşaklara bırakacağımız en büyük
miras taş evler değil, o evlerin içinde yaşanmış hikâyelerdir, dostluklardır, komşuluklardır,
insan sevgisidir.
Alaçatı'nın ruhuna sahip çıkmak geçmişe saplanıp kalmak
değildir. Tam tersine, geçmişten güç alarak geleceği daha anlamlı kurmaktır.
Çünkü kökleri olmayan ağaç nasıl ayakta kalamazsa, geçmişiyle bağı kopmuş toplumlar
da uzun süre varlıklarını sürdüremezler.
Benim dileğim; Alaçatı'nın sadece yaz aylarında kalabalıklaşan bir turizm
merkezi olarak değil, kültürüyle, tarihiyle, insanlarıyla ve yaşam felsefesiyle
örnek gösterilen bir kasaba olarak yaşamasıdır.
Bir gün hepimiz bu dünyadan göçüp gideceğiz. Geriye
bıraktığımız şey ise sahip olduğumuz mallar değil, insanlara ve yaşadığımız
yere kattığımız değerler olacaktır.
İşte bu yüzden Alaçatı'ya sahip çıkmak, aslında kendimize ve geleceğimize sahip
çıkmaktır.
Ömer Önal

Yorumlar
Yorum Gönder