Ana içeriğe atla

BİR ALAÇATI ÇINARI: SÜLEYMAN HOCA

 

BİR ALAÇATI ÇINARI: SÜLEYMAN HOCA

 Bazı insanlar yalnızca yaşadıkları döneme değil, yaşadıkları şehre de karakter kazandırırlar. Süleyman Ayyılmaz, Alaçatı'nın gönlünde "Süleyman Hoca" olarak yer etmiş bir insandı. Resmî imam değildi fakat bilgisi, ahlâkı, tevazusu ve güzel sesiyle halkın hocası olmuştu. Kimseye tepeden bakmaz, sorduğu her soruya sabırla, gönül rahatlığıyla cevap verirdi. Cumhuriyet'e ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e gönülden bağlıydı. Atatürk hakkında haksız veya yanlış bir söz duyduğunda sessiz kalmaz, nezaketini bozmadan "Atatürk hakkında böyle konuşamazsın." diyerek doğru bildiğini savunurdu. Bu duruşu, dindarlığıyla vatanseverliğini aynı yürekte, çelişkisiz bir şekilde taşıyabildiğinin en açık göstergesiydi.

 1923 Nüfus Mübadelesinden sonra ailesi Selanik'ten Alaçatı'ya gelmişti. Mübadele yalnızca bir göç değil, kültürün, umudun ve insanlığın yeniden filizlenmesiydi. Yanlarında getirdikleri en büyük zenginlik; edep, komşuluk, çalışkanlık ve vatan sevgisiydi. Süleyman Hoca, bu mirasın yaşayan temsilcilerinden biri oldu ve bu değerleri hayatı boyunca hiç yitirmeden yaşattı.

 Tokoğlu Mahallesi'nde yaşar, beş vakit namazını camide kılar, fırsat buldukça terzi dükkânıma uğrardı. Kapıdan girişi bile bir sükûnet getirirdi dükkâna. Din, ahlak ve hayat üzerine yaptığımız sohbetleri bugün bile özlemle hatırlıyorum. Ramazan gecelerinde okuduğu "Merhaba Yâ Şehr-i Ramazan" ve "Elveda Yâ Şehr-i Ramazan" kasideleri cemaatin gönlüne işlerdi. Sesi duyulduğunda cami içinde bir sessizlik çökerdi, herkes onu dinlerdi. Mevlit okutacak ailelerin ilk tercihi de oydu; bir evde onun sesiyle okunan mevlit, o ailenin hafızasına kazınırdı. Camide imamın arkasında müezzinlik yapan sevgili ve değerli Süleyman Hocam, arada bir bana da buyurur, iyiliğini göstererek "Siz okuyun, Siz müezzinliği yapın." derdi. Ben de kendisine "Lütfen siz yapın." desem de o, ısrarla benim de müezzinlik yapmamı isterdi. O yıllarda henüz on yedi - on sekiz yaşlarındaydım, sesim de fena değildi. Onun bu ısrarı sayesinde ben de arada bir müezzinlik yapar oldum. Lacivert takım elbisesi, beyaz gömleği ve kravatıyla zarafetin; konuşmasıyla ise güzel ahlakın örneğiydi. Yürüyüşünde bile bir vakar vardı. Bir tek evlâdı, Hüseyin Ayyılmaz, bugün babasının adını ve bıraktığı değerleri yaşatmaya devam etmektedir.

 Bugün Alaçatı'nın taş evleri kadar, bu topraklara değer katan insanlarını da hatırlamak zorundayız. Çünkü şehirleri yaşatan yalnızca mimarileri değil, vicdanlı ve örnek insanlarıdır. Süleyman Hoca, inancıyla Cumhuriyet sevgisini aynı yürekte taşıyabilmiş ender insanlardan biriydi.

 Ben bu satırları yazarken yalnızca bir dostumu değil, Alaçatı'nın hafızasında yer etmiş bir çınarı anıyorum. Onun gibi insanların hayatını yazmak, geçmişe özlem duymaktan öte, gelecek kuşaklara bir emanet bırakmaktır. Vefa, hatırlamakla başlar; yazıya dökülünce kalıcı olur. Allah rahmet eylesin, mekânın cennet olsun. Süleyman Hoca, Alaçatı'nın gönlünde yaşamaya devam edecektir…

Kalın sağlıcakla.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...