Ana içeriğe atla

BİR KİTAPÇI DÜKKÂNINDAN YÜKSELEN KÜLTÜR MÜCADELESİ

 

BİR KİTAPÇI DÜKKÂNINDAN YÜKSELEN KÜLTÜR MÜCADELESİ

Yıllarca terzilik yaptım. İğneyle, iplikle ve emekle geçen o yıllar bana sabrı, inceliği ve insan sevgisini öğretti. Ancak 1989 yılında hayatımın en önemli kararlarından birini verdim. O yıllarda devlet ders kitaplarını ücretsiz dağıtmıyordu. Çocukların kitaba ulaşmakta yaşadığı güçlükleri gördükçe, yalnızca bir meslek değil, bir kültür hizmeti üstlenmem gerektiğine inandım.

Terziliği bıraktım ve Alaçatı'da bir kitabevi açtım. Geceleri İzmir'deki Millî Eğitim Matbaasında ders kitaplarını bekler, sabaha karşı dükkânımın raflarını doldurur, gün doğmadan kapımı açardım. Çocukların ve ailelerinin gözlerindeki sevinç, bütün yorgunluğumu unuttururdu.

Zamanla anladım ki yalnızca kitap satmak yetmez; kitabın ardındaki insanı da okurla buluşturmak gerekir. Bu düşünceyle çocuk edebiyatı yazarlarını, romancıları, gazetecileri ve düşünce insanlarını Alaçatı'ya davet ettim. Aziz Nesin'den Hıfzı Topuz'a, Uğur Dündar'dan Yılmaz Özdil'e, Elif Şafak'tan Zeynep Oral'a kadar pek çok değerli ismi okurlarla buluşturmanın onurunu yaşadım.

Bir kasabada elbette müzik de olacaktır, eğlence de... Fakat müziğin sesi gecenin sonunda susar; kitabın sesi ise insanın vicdanında ve hafızasında yaşamaya devam eder. Çocukluğunda okuduğu ilk kitabı yıllar sonra bile sevgiyle hatırlayan insanlar bunun en güzel kanıtıdır.

Ben hiçbir zaman yalnızca kitap satmadım. Bir çocuğun hayal gücüne, bir gencin düşünce dünyasına ve Alaçatı'nın kültürel hafızasına küçük de olsa bir katkı sunmaya çalıştım. Çünkü inanıyorum ki bir kentin gerçek zenginliği binalarında değil; okuyan çocuklarında, düşünen gençlerinde ve kültürüne sahip çıkan insanlarında gizlidir.

Bugün geriye dönüp baktığımda içimde huzur var. Çünkü biliyorum ki yüksek sesli müzik bir akşam insanları eğlendirebilir; ama iyi bir kitap ve değerli bir yazar, bir insanın hayatını değiştirebilir. İşte benim bütün mücadelem, bu değişime küçük de olsa bir katkı sunabilmek içindir.

Saygılarımla,

Ömer Önal

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...