Ana içeriğe atla

BİR BABANIN GÖZÜNDEN: OĞLUMUN EDEBİYAT YOLCULUĞU

 BİR BABANIN GÖZÜNDEN: OĞLUMUN EDEBİYAT YOLCULUĞU

 Bugün benim için sıradan bir gün değil. Oğlumun ilk kitabı bugün okuyucuyla buluşuyor.

Bir baba olarak elbette gururluyum. Ancak bu yazıyı yalnızca bir babanın oğlunu övmesi için yazmıyorum. Ben bugün, oğlumun önünde açılan yeni bir yolun başlangıcına tanıklık etmenin mutluluğunu paylaşmak istiyorum.

 Ben yıllardır kitapların içinde yaşayan bir insanım. Alaçatı Kitabevi’nde geçen yıllarım boyunca kitaplarla, yazarlarla ve okuyucularla iç içe oldum. Yazdım, okudum, köşe yazıları kaleme aldım.

 Oğlum da uzun zamandır yazılarımı okuyup düzenliyor, bazı yazılarımın okuyucuyla buluşmasına yardımcı oluyor. Şimdi ise kendi kitabını yazdı ve kendi edebiyat yolculuğunun ilk adımını attı. Bir babanın bundan duyacağı gururu anlatmak kolay değil.

Edebiyat yalnızca güzel cümleler kurmak değildir. Bazen bir insanın acısını anlamaktır, bazen geçmişte kalmış bir hikâyeyi yeniden hatırlatmaktır, bazen de birbirinden uzak insanların hikâyelerini aynı sayfalarda buluşturmaktır.

 Şimdi oğlumun da kendi kitabının peşinden yürümeye başlamasını seyrediyorum. Dilerim edebiyat yolunda yürürken yalnızca kitaplar değil, güzel dostluklar, güzel hatıralar ve insanlara dokunan güzel cümleler biriktirirsin. Baban olarak seninle gurur duyuyorum.

 Ve bugün bir baba olarak değil, bir kitapçı ve yazı insanı olarak da sana şunu söylüyor ve diliyorum:

 “Yolun edebiyat yolu olsun oğlum. Kalemin insanları anlamaya, hayatın farklı hikâyelerine dokunmaya ve unutulmaya yüz tutmuş hatıraları geleceğe taşımaya vesile olsun.

Yeni kitabın hayırlı, okuru bol olsun…”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...