Ana içeriğe atla

ESKİ ALAÇATI’YI BALKONUMDAN ARIYORUM

 

ESKİ ALAÇATI’YI BALKONUMDAN ARIYORUM

Bugün günlerden perşembe…

Sabah dükkânıma gittim. Hava sıcaktı; fakat Alaçatı’nın o kendine özgü rüzgârı öylesine ferahlatıcı esiyordu ki, “Alaçatı’nın rüzgârı meşhurdur.” diyenlerin ne kadar haklı olduklarını bir kez daha düşündüm. Saat 23.00’e doğru dükkândan ayrılmak zorunda kaldım. Çevremi saran gürültü, son ses açılan müzikler ve özellikle darbukanın insanın zihnine işleyen sesi, kitapların huzurunu bile gölgede bırakıyordu. Dükkânımı kilitleyip doğruca evime döndüm. Yollar araçlarla doluydu. Bir zamanların sessiz ve bakir Alaçatı’sı, sanki büyük bir metropolün trafiğine teslim olmuş gibiydi.

Eve gelir gelmez okuma odama geçtim. İsmail Cem’in “Ben Böyle Veda Etmeliyim” adlı kitabını okumaya başladım. Sayfalar ilerledikçe yalnızca bir kitabı değil, hayatın kendisini okuyormuş gibi hissettim. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmedim; saate baktığımda gece 01.36 olmuştu. Gözlerim yorulunca balkona çıktım.

Sokak lambalarının ışığı altında, uzakta kırmızı ışıklarıyla dönen rüzgâr gülleri geceyi süslüyordu. Evim İsmetpaşa Mahallesi’nde. Oysa çocukluğumda böyle bir mahalle yoktu. Alaçatı yalnızca üç mahalleden oluşurdu. Zamanla büyüdü, altı mahalle oldu. Fakat büyürken sessizliğini, dinginliğini ve ruhunun bir parçasını da geride bıraktı.

Balkonda otururken geçmiş gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti. Tütün tarlaları, buğday başakları, zerzevat bahçeleri… Toprağın bereketi, insanların emeği ve rüzgârın taşıdığı toprak kokusu…

Bugün ise aynı yerlere baktığımda beyaz binalar, kırmızı kiremitli çatılar ve hiç sönmeyen ışıklar görüyorum. Başımı gökyüzüne kaldırıp yıldızlara baktım. İçimden, “Siz de bütün bu değişime şahit oldunuz değil mi?” diye sordum.

Belki de insan yaşlandıkça şehirler değişmez; insanın kalbindeki hatıralar büyür. Çünkü bir beldeyi güzel yapan yalnızca taş evleri ya da sokakları değildir. Onu güzel yapan; çocukluğun sesleri, komşuluklar, emeğin kokusu ve insanların birbirine duyduğu saygıdır. Ben bugün balkonumdan yalnızca Alaçatı’yı seyretmiyorum. Geçmişimi, gençliğimi ve kaybolan değerlerimizi arıyorum. Özlediğim, betonun değil toprağın; gürültünün değil rüzgârın, kalabalığın değil insan sıcaklığının hâkim olduğu eski Alaçatı’dır.

İnsan bazen bir şehri değil, o şehirde bıraktığı hayatı özler. Benim özlemim de tam olarak budur.

23/07/ 2026

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...