UMUDU KESMEMEK LAZIM
Bir
Kitapçı Olarak Öğrendiğim Hayat Dersi
Hayat
insana bazen öyle günler yaşatır ki, insanın içinden “Artık bundan sonrası
nasıl olacak?” demek gelir. Gelecek görünmez olur; bugün ağır gelir, yarın ise
sanki hiç gelmeyecekmiş gibi hissedilir. Âmâ yine de umudu kesmemek lazım.
Çünkü insan geleceği bilmiyor. Bugünün karanlığına bakıp yarının da karanlık
olacağını düşünmek, insanın düşebileceği en büyük yanılgılardan biridir.
Gelecek henüz yaşanmamıştır. Henüz yazılmamıştır. Belki de hayatın bize
hazırladığı en güzel sayfa, henüz çevrilmemiş olan sayfadır. Stefan Zweig'i
düşündüğümde hep bu geliyor aklıma.
Avrupa'nın
büyük kültür dünyasının yıkılışına, savaşın ve Nazizm’in yükselişine tanıklık
etti. Yaşadığı büyük hayal kırıklıkları onu derin bir umutsuzluğa sürükledi.
1942 yılında Brezilya'da eşi Lotte ile birlikte yaşamına son verdi. Onu
yargılamak bize düşmez. İnsan ruhunun taşıdığı acının ağırlığını dışarıdan
ölçemeyiz. Âmâ tarihin bize bıraktığı acı bir soru vardır: Zweig birkaç yıl
daha yaşayabilseydi, Avrupa'nın savaşın ardından yeniden ayağa kalktığını
görebilecekti. Hitler'in kurduğu düzenin çöktüğünü görebilecekti. Bunu hiçbir
zaman bilemeyeceğiz. Fakat onun hikâyesi bize şunu düşündürüyor: Bazen insan,
karanlığın biteceği yere sandığından çok daha yakınken umudunu kaybedebilir.
Ben otuz altı yıllık kitapçılık hayatımda bunun tersini gördüm.
1989'da
Alaçatı'da kitapçı dükkânımı açtığım günden beri kitapların arasında yaşadım.
Küçük bir dükkânın raflarına sığan kitapların aslında ne kadar büyük dünyalar
taşıdığını yıllar içinde öğrendim. Bir kitap alan çocuğu gördüm. Sınavına
hazırlanan genci gördüm. Geçmişini merak eden yaşlıyı gördüm. Hayatının zor bir
döneminde kendisine bir çıkış yolu arayan insanları gördüm.
Ve şunu
anladım: Kitap yalnızca bilgi vermez. Kitap insana başka ihtimallerin de
olduğunu gösterir.
Belki de
bu yüzden kitapçılık benim için hiçbir zaman yalnızca bir meslek olmadı.
Alaçatı’nın sokaklarında yıllar geçirdim. Taş evlerin, eski kapıların, rüzgârın
ve denizin kokusunun arasında insanların değişen hayatlarına tanıklık ettim.
Alaçatı da
değişti. Ben de değiştim. Dünya da değişti. Âmâ bazı şeylerin değişmemesi
gerektiğine inanıyorum: Hafızamız, kültürümüz, kitaplarımız ve umudumuz. Çünkü
bir kasabayı yalnızca taş evleri ve sokakları yaşatmaz. O kasabanın hafızası,
insanları, hikâyeleri ve kültürü yaşatır.
Ben
Alaçatı'yı yalnızca yaşadığım yer olarak görmedim. Onu bir hatıra, bir kültür
ve gelecek kuşaklara bırakılması gereken bir emanet olarak gördüm.
Yıllar
boyunca kitapçı dükkânımın kapısından içeri giren insanların yüzlerine baktım.
Kimi aradığı kitabı bulunca sevindi. Kimi bir yazarın dünyasına ilk kez girdi.
Kimi de yalnızca konuşmak için uğradı.
Bazen
insanın ihtiyacı olan şey bir kitap kadar basittir. Çünkü kitap insana “Yalnız
değilsin” der.
Senden
önce de düşünenler vardı. Senden önce de acı çekenler vardı. Senden önce de
umutsuzluğa düşenler oldu. Âmâ onlar da bir şekilde yollarını aradılar. İşte
kitapların en büyük gücü belki de budur: İnsanla insan arasında, zamanın
içinden geçen görünmez bir köprü kurmak.
Alaçatı'da bir kitapçı olarak şunu da öğrendim: Bir dükkânın kapısını açık tutmak, bazen yalnızca ticaret yapmak değildir. O kapıdan içeri giren her insanla birlikte başka bir dünya da içeri girer. Bu yüzden yıllardır söylediğim bir söz var: “Bir kitapçı kapanırsa, o memleketin edebiyatı da kapanmış olur. Çünkü kitapçı yalnızca kitap satmaz. Okuma alışkanlığına, düşünceye, meraka ve kültüre küçük de olsa bir alan açar. Ve kültürün olduğu yerde umut vardır. Bugün geriye dönüp baktığımda, hayatımın bütün yıllarını bir kitap gibi düşünüyor Bazı sayfaları güzel. Bazıları hüzünlü. Bazıları eksik. Bazılarında keşke dediğim yerler var.
Ama hiçbir
kitabın son sayfasını, daha oraya gelmeden kapatmamak gerektiğini öğrendim
Çünkü hayatın en güzel tarafı, insanın geleceği önceden okuyamamasıdır. Yarın
ne getirecek bilmiyoruz. Belki bir telefon. Belki bir dost. Belki yeni bir kitap.
Belki Alaçatı'nın bir sokağında eski bir hatırayı yeniden bulmak. Belki de hiç
beklemediğimiz bir başlangıç. İşte bu yüzden bugün kendime de, gençlere de,
yaşlılara da aynı şeyi söylüyorum: Umudu kesmemek lazım. Bugün olmadıysa yarın olabilir.
Bugün karanlıksa sabah olabilir. Bugün bir kapı kapandıysa başka bir kapı açılabilir.
İnsan geleceği bilmiyor. Bildiği tek şey, hayat devam ettiği sürece yeni bir
ihtimalin var olduğudur Belki de umut, her şeyin iyi olacağına inanmak değildir.
Umut; her şey iyi gitmezken bile hayatın henüz bitmediğini bilmektir. Ben bunu
kitapçılık yıllarımda öğrendim. Bir kitabın kapağını açarken, aslında insanın
önünde yeni bir dünya açılır. Bazen hayat da böyledir. Bir sayfa kapanır. Âmâ
kitap bitmez.
Alaçatı'nın
rüzgârı yıllardır taş duvarların arasında dolaşıyor. Sabah güneşi eski evlerin
duvarlarına vuruyor. Bir yerde bir kitap açılıyor. Bir yerde bir çocuk ilk
cümlesini okuyor. Ve hayat, bütün yorgunluğuna rağmen devam ediyor. Belki de
bize düşen, bu devam edişe güvenmek.
Çünkü
insanın elinden her şey alınabilir; ama yeniden başlayabilme ihtimali kaldığı
sürece umut da vardır. Ben hâlâ buna inanıyorum. Hem de bütün yaşanmışlıklarıma
rağmen değil, belki de bütün yaşanmışlıklarım sayesinde. Çünkü artık biliyorum:
Hayatta en son kapatılması gereken kitap, umut kitabıdır. Ve o kitabın son
sayfasını çevirmeden, hikâyenin bittiğini kimse bilemez.
Kalın
sağlıcakla.

Yorumlar
Yorum Gönder