Ana içeriğe atla

MEMLEKETİM’DEN ESNAF MANZARALARI

 

MEMLEKETİM’DEN ESNAF MANZARALARI

Memleketin ünlü şairi olan Nazım Hikmet’in kitabı “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı okuyanlar bilir; orada insan geldiği yerin, çalıştığı toprağın ve yanındaki insanların içinde anlatılır. Uzun yıllardır Alaçatı’da yaşıyorum ve bugün kasabamda gördüğüm manzara, o kitaptaki gibi birbirine bağlı insanların manzarası değil. Yedi kuşaktır bu topraklarda olan bir ailenin çocuğu olarak söylüyorum: Alaçatı bugün yaz boyunca doluyor, kışın ise boşalıyor. Alaçatı’ya dışarıdan gelip kendi kültürünü getiren, yeni nesil meyhaneler ve mekânlar açan insanlar var. Yazın sokaklar ışıl ışıl, her yer dolu. Ama Eylül ayının son günü geldiğinde kepenkler iniyor, ışıklar sönüyor, kapılara kilit vuruluyor ve bu insanlar başka bir hayata dönüyor. Kış boyunca bütün sokaklar yapayalnız kalıyor. Taş evlerin arasında yürürken ses veren tek şey rüzgâr oluyor. Bir kasaba yalnızca yaz üç ayında yaşayan bir sahne olamaz; sokak, orada kışın da yaşayanların sokağıdır.

Bu bölgede kalan, burada doğup burada yaşayan bizler ise Alaçatı’yı yalnızca yazlık bir vitrin olarak görmüyoruz. Bizim anlatmak istediğimiz, bu toprağın gerçek tadı. Alaçatı’nın zeytinyağını ve çeşitlerini, doğadan toplanan otlarla yapılan otlu yemeklerin nasıl pişirildiğini, bunların ne kadar sade ve ne kadar yerli olduğunu anlatmak istiyoruz. Bu tatlar yazın sofralarda gösterilen şeyler olmanın ötesinde, kışın da yağmurda da kimse gelmediğinde de bizim evlerimizde pişen yemeklerdir.

Bence bu işin çaresi, mekân sahipleriyle yerel yönetimlerin birlikte oturup konuşmasından geçiyor. Alaçatı’da ve Çeşme’de mekân açan herkese bu yerin kendi tarihini, değerlerini, zeytinini, otunu, insanını anlatmak gerekiyor. Buraya yatırım yapan kişi, yalnızca kira ödeyip yaz kazancı toplayan biri olarak değil, bu kasabanın bir parçası olarak görülmeli ve kendisi de öyle davranmalı. Bunun için resmî bir yasa değil, gayri resmî bir anayasa yazılmasını öneriyorum: yılın on iki ayı burada olmayı, yerel esnafı ve yerel ürünü gözetmeyi, kasabanın kimliğine saygı göstermeyi birbirimize söz verdiğimiz, herkesin gönüllü uyduğu ortak bir yazılı metin. Böyle bir metnin başında yerel yönetimlerin durması, mekân sahiplerinin de onu içtenlikle sahiplenmesi lazım.

Bunları kırmak ya da suçlamak için söylemiyorum. Bizler hep buradayız, yarın da burada olacağız. Ama bu böyle devam ederse, Alaçatı’da mekân açıp Eylül sonunda kapatıp gidenlerin bir gün gelip mekânlarını artık açamayacaklarını görmeleri ihtimali var. Çünkü bir kasaba yalnızca yazın gelenlerle ayakta durmaz; ruhunu kaybeden, yerlisini kaybeden, kışın sessizliğe terk edilen bir yere zamanla kimse gelmez. Kasabanın kendisi değerini yitirdiğinde, o güzel mekânların da değeri kalmaz. Bunu herkesin zamanında görmesi lazım.

Ben terzilik yaptım, otuz beş yılı aşkın süredir de kitap satıyorum. Kışın dükkânımda oturduğumda boş sokağı görüyorum ve şunu düşünüyorum: Alaçatı’nın kültürü, ışıkları söndürüp giden değil, kalan insanların elindedir. Misafir gelsin, gelsin ki kasabamızın tadını, yağını, otunu, hikâyesini görsün. Ama Alaçatı’yı yılın on iki ayında yaşatanlar bizleriz ve bu kasabanın hafızasını da biz anlatmaya devam edeceğiz.

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.

Ömer Önal

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...