Yaşar Kemal, Bir Ada Hikâyesi ve Alaçatı
Bu günlerde büyük usta Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikâyesi adlı
dört ciltlik eserini okuyorum. Okudukça yalnızca bir romanın sayfalarında
değil, bu toprakların derin hafızasında da dolaşıyorum. Çünkü Yaşar Kemal’in
anlattığı mübadele yılları, bana hiç de uzak gelmiyor. Hele ki Alaçatı’da
yaşayan, bu sokakların taşına toprağına aşina biri için…
Bir Ada Hikâyesi, yerinden yurdundan koparılan insanların
hikâyesi olduğu kadar; geride kalan taş evlerin, yarım bırakılmış avluların,
susturulmuş dillerin de romanıdır. Yaşar Kemal, mübadeleyi bir tarih başlığı
olarak değil, insanın kalbine açılmış derin bir yara olarak anlatır. Bir ada
hikâyesi bu kadar mı sarsıcı, bu kadar mı sahici olur? Oluyormuş.
Alaçatı’ya baktığımda, Yaşar Kemal’in adasında dolaşan
insanlarla göz göze gelirmişim gibi hissediyorum. Bu taş evler yalnızca estetik
mimari örnekler değildir; her biri bir hayatın, bir göçün, bir vedanın sessiz
tanığıdır. Kim bilir kaç evin kapısı bir sabah aceleyle kapatıldı, anahtarı bir
daha hiç dönmedi o kilitte… Romanlarda anlatılan hüzün, Alaçatı’nın rüzgârında
hâlâ dolaşıyor.
Yaşar Kemal’in ustalığı tam da burada belirir. O, ne bir
tarafı yüceltir ne de diğerini suçlar. Sadece insanı anlatır. Acının milliyeti
olmadığını, gözyaşının dili olmadığını hatırlatır bize. Mübadele, onun
kaleminde yalnızca bir zorunlu göç değil; hafızadan silinmeyen büyük bir
kırılma anına dönüşür.
Bugün Alaçatı sokaklarında yürürken kahveler, butik oteller,
kalabalıklar görürüz. Ama biraz durup dinlerseniz, taş duvarların ardında başka
sesler de duyarsınız. İşte Yaşar Kemal, o sesleri yazıya döken büyük bir hafıza
ustasıdır. Bir Ada Hikâyesini okurken insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Biz bu toprakların hikâyesini ne kadar biliyor, ne kadar hatırlıyoruz?
Belki de Yaşar Kemal’i bugün hâlâ bu kadar önemli kılan şey
budur. Geçmişi anlatırken bugüne ayna tutar. Alaçatı’ya, adalara, bu
coğrafyanın ortak belleğine yeniden bakmamızı ister. Unutmadan,
romantikleştirmeden; ama insanı merkezden hiç çıkarmadan…
Bir Ada Hikâyesi’nin bu dört ciltlik büyük anlatısını henüz
okumamış olanlara, yürekten tavsiye ederim.
Kalın sağlıcakla